Omurgasız Canlılar Nasıl? (Ve Benim İçsel Çelişkilerim)
Omurgasız Canlılar ve Benim İlk Tanışmam
Bir gün, tam çayımdan bir yudum alırken, omurgasız canlılar hakkında düşündüm. Evet, akşamdan kalma kafayla sabah saat 9’da omurgasız canlılar! Gözümün önüne gelen ilk şey denizdeki balıklar falan değil, biraz daha derinlemesine düşündüm ve birden aklıma geldi: “Omurgasız canlılar, vücutlarında omurga taşımayan bu yaratıklar, acaba gerçekten bu kadar rahat mı? Yani, omurgalı olmak zor olmalı.”
Düşünün, omurgalıysanız hep bir duruş var. Bir oturuş şekliniz var. “Duruşuma dikkat et!” diyor annem her zaman. Omurgasız canlılar ise sadece “Ben, omurgasızım, sen ne yaparsan yap” diyip, sörf yaparken karides gibi rahatça kayabiliyorlar. Omurgasız olmak bir özgürlük gibi görünüyordu, ama sonra birden aklıma geldi: “Yani o kadar da rahat olmayabilirler, değil mi?”
Omurgasız Canlıların “Özgürlüğü”
Şimdi, omurgasız canlılar hakkında bildiklerimi size aktarmadan önce, kısa bir açıklama yapayım. Omurgasız canlılar, omurgası olmayan yaratıklardır. Mesela, yumuşakça denilen yumuşak şeyler (o kadar ince ve tatlılar ki, kimse onlara “yumuşakça” demek istemez), midyeler, denizanası, salyangozlar, örümcekler ve tabii ki en korkutucu olanı: hamamböceği! Evet, tam o tüyler ürpertici yaratık. “Ne var bunda?” diyebilirsiniz, çünkü onlar sadece birkaç milimetre büyüklüğünde, ama salondaki her köşe arkasına saklanarak bir gün geri dönebilirler. Tam bir hayatta kalma sanatçısı!
Ama tekrar odaklanalım, omurgasız canlılar bambaşka bir dünyaya sahip. Çoğu zaman sadece takılıyorlar, rahatça yuvarlanıyorlar ya da denizde bir köşe bulup uyuyorlar. Hani biz omurgalılar, sabahları şu “Yine mi sabah oldu ya?” modunda başlıyoruz hayata, omurgasızlar ise “Süper, bir gün daha!” diyerek yuvarlanıyorlar. Neyse ki bu kadar farklıyız, değil mi?
Omurgasızlar, Felsefe Yapabilir Mi?
Bir gün omurgasız bir yaratık gibi yaşamak istesem, nasıl olurdu? Mesela, her şeyin çok daha kolay olduğu bir dünya. Düşünsenize, hiçbir yere odaklanmanıza gerek yok, çünkü omurganız yok! Kafanız rahat, vücudunuz kayıyor, geziyor, takılmaya devam ediyorsunuz. Bu dünyada ben bir omurgasız olmak istesem, galiba sadece “Şu an ne var, ona odaklanalım” diyip günü geçirebilirim.
Bir arkadaşım var, Cenk. Dün ona dedim ki: “Cenk, bir gün omurgasız olmak istiyorum!” Cenk şaşkın bir şekilde bakarak “Abi, bu ne demek? Omurgasız olmak istiyorsan, belki denizde ya da çimenlik alanda falan takıl. Ama insan olarak omurgasız olmak istemezsin, hiç sanmıyorum.” dedikten sonra, “Omurgasız olmanın avantajları var ya, mesela sürekli esnek olabilirsin.” şeklinde komik bir cevap verdi. (Cenk, hayatta neredeyse her konuda felsefe yapmaya çalışır.)
Ama gerçekte, her şeyin rahat olduğunu düşünmek yanıltıcı olabilir. Omurgasız olmak, sık sık rahat olmak anlamına gelmiyor. Hadi bir örnek üzerinden konuşalım: Denizanası. Gerçekten rahatlar mı? Evet, çoğu zaman sadece suyun akıntısıyla gidip geliyorlar. Ama ne zaman büyük bir dalga gelse, tak! Ne olacak biliyor musunuz? Denizanalarının durumu, doğruyu bulmaya çalışan bir insanın sıkıntısı gibi olur. “Nereye gidiyorum? Ne yapıyorum?” soruları bir anda yoğunlaşır. Aslında omurgasız olmak, “yaşam amacının ne olduğunu unutturur” gibidir. Çünkü bir şeyler yerinde durmaz, sürekli bir akıntı vardır. Kimi zaman sakin, kimi zaman fırtınalı.
Omurgasız Canlılar Nasıl Hayatta Kalıyor?
Her ne kadar rahat bir şekilde akıntıda sürükleniyor gibi gözükseler de, omurgasızların hayatta kalma teknikleri de oldukça etkileyici. Mesela denizanası düşünün. O, aslında kendi kendini kontrol edebilen, sayılı hayatta kalma ustalarından biri. Omurgasızlar, “kendi işini görme” noktasında oldukça güçlüler. Tüm enerjilerini tam olarak hayatta kalma amacı için harcarlar. Ama omurgalılar gibi “yürümek, düşünmek, duruş sergilemek” gibi bir kaygıları yok. Bu, bir bakıma rahat olmanın da bir avantajı olabilir.
Omurgasızlar ve Ben
Sonuçta, her şeye rağmen ben omurgasız bir yaşamı pek tercih etmiyorum. Çünkü her ne kadar rahat gibi gözükse de, her an akıntıya kapılma riski var. Ama bu yazıyı yazarken düşündüm de, belki biraz omurgasız olmak da gerekirdi. Hayatın biraz daha kolay, biraz daha rahat olması için. Yani bazen daha az düşünmek, kafayı fazla takmamak da faydalı olabilir. Çünkü biz omurgalılar, bazen kafamıza fazla takıyoruz her şeyi.
Ve belki de… bir gün, bir denizanası gibi rahatlamak gerek. Sonuçta, her şeyin omurgası olsa da, bazen omurgasız olmakta da bir güzellik vardır, değil mi?